Fethi Gemuhluoğlu’nun aynasından dünyaya bakmak

Yunus Emre ALTUNTAŞ

Yaşadığı çağı inşa eden, ihya eden insanlara her zaman gıpta ederiz. Çünkü bu insanlar son nefesine kadar iyiliği, güzelliği mayalayarak kendilerinden sonraki nesilleri de çiçek bahçesine çevirirler. Bir şekilde bu insanlarla ünsiyet kuran gençler hakikat yoluna ulaşarak vatana, millete ve değerlerimize hizmet etmeyi amaç edinirler.

1922 yılında dünyaya gelen ve 5 Ekim 1977’de vefat edene kadar ömrünü irfan ve fazilet ile geçiren Fethi Gemuhluoğlu bu isimlerdendir. Vefatından sonra doğmuş olmasına rağmen yüz binlerce insan da Gemuhluoğlu’nu görmeden sevmiş ve O’ndan beslenmiştir.

Merhum Gemuhluoğlu hiçbir çıkar gözetmeden insanlara güler yüzle, aşkla, samimiyetle hizmet etmeyi ibadet kabul etmiş bir büyüğümüzdür. Bu sebeple farklı çevrelerden, farklı görüşlerden binlerce dost edinmiş, bu dostlukları milletin ıslahı doğrultusunda ilerletme gayreti içerisinde olmuştur. Diyebiliriz ki “Bir tebessüm nice kapıyı açar” sözünün ete kemiğe bürünmüş hali Gemuhluoğlu’dur.

Derin tarih bilgisi, sağlam kişiliği, güçlü hafızası, tasavvufla harmanlanmış samimi yüreği, etkileyici hitabeti vesilesiyle Gemuhluoğlu’nun çevresinde geniş bir halka oluşmuştur. Siyasetten ekonomiye, kültürden akademiye kadar farklı çevrelerden gelen bu isimler, Gemuhluoğlu’na aşkla bağlanarak dertlerine ortak olmuştur.

Gemuhluoğlu’nun en dikkat çeken yönü kendisine gelen gençleri keşfederek belirli alanlara yönlendirmesiydi. Bu sayede farklı pek çok alanda yetkin isimler ortaya çıkmıştır. Çünkü Gemuhluoğlu bu gençleri sadece maddi olarak değil manevi olarak da doyuran bir “Üstad” konumundaydı. Öyle bir Üstad ki riya ve gösterişten uzak duran, muhabbet ve sevgi ile tüm zorlukların aşılacağını telkin eden bir ümit sığınağıydı. Morali bozulan, ümidini kaybeden veya bir sıkıntısı olan insanlar Gemuhluoğlu’nu ziyaretten kuş gibi hafiflemiş halde ayrılırdı. Farklı gazete ve dergilerde birbirinden değerli yazılara imza atmasına rağmen yaşarken kitap yayınlama derdinde olmaması bu tevazunun örneklerindendir. Bu yazılardan oluşan "Dostluk Üzerine" isimli kitabı vefatından sonra dostları tarafından yayınlanmıştır. Kitap bugün de başucu eserlerden biri kabul edilmekte ve yüz binlerce genç tarafından okunmaktadır.

Talebeleri üstadı anlatıyor

Merhum Emin Işık Hocamız Bursa’da yaptığımız bir anma programında Gemuhluoğlu’nu şöyle anlatmıştı:

-Fethi Gemuhluoğlu ağabeyle 1958 senesinde bir tevafuk ile tanıştım. O sıralar Nurettin Topçu’nun “Taşralı” isimli öykü kitabı yeni çıkmıştı ve dost meclisinde herkes kitabı güzel bulduğunu ifade ediyordu. Fethi Gemuhluoğlu ise beni şaşırtan bir şekilde kitabı eleştirerek Topçu’nun din adamlarına kitabında fazla yüklendiğini, din adamları zümresinin zaten ezilen bir sınıf olduğunu belirterek bu tutumu yadırgadığını belirtti. Yani Fethi Gemuhluoğu yayınlanışı henüz bir hafta bile olmadan kitabı almış okumuş ve kitaba dair kanaatini açık yüreklilikle belirtmişti. O an Nurettin Topçu benim hocam olsa da bu eleştirileri makul bulmuş ve Gemuhluoğlu’nun bu duruşuna, bu dikkatine, hassasiyetine memnun olmuştum.

-Bir keresinde bana “Neden sık gelmiyorsun Emin?” diye sorumuştu. Ben de “Sizi rahatsız etmek istemiyorum ağabey” dediğimde “Biz senin gelişinle değil gelmeyişinle rahatsız oluruz Emin” diyerek her hafta yanına uğramamı istemişti.

-O sıralar beni sık sık yanına çağırırdı üstad. Bir gün “Mustafa Kara’yı tanıyor musun” dedi. “Evet, tanıyorum üstad” dedim. Şimdilerin Prof. Dr. Mustafa Kara’sının o günlerde yayınlanan bir makalesini okumuş ve O’nda bir ışık görmüş olmalı ki “Bana hemen O’nu bulup getireceksin” demişti.

-Aynı şekilde Yaşar Nuri Öztürk’ü de bir yazısını okuduktan sonra bulup yanına getirmemi istemişti. Uzun yıllar Yaşar Nuri’ye göz kulak oldu. Vefatından önce de bana “Aman bu Yaşar Nuri’ye göz kulak olun. O’nun freni yok. Yeteneklerini zayi etmesinden korkuyorum” demişti.

-MC hükümetlerinin kurulmasında üstadın katkısı büyüktü. Üstadı bir gün meclis koridorunda Süleyman Demirel’in koluna girmiş halde gördük. Süleyman Demirel’e “Bak Süleyman…” diyerek nasihatler veriyordu.

-Bir gün bana “Sen neden bizden burs almıyorsun, hemen şu formu doldur ver” demişti. Ben de üstada “Benden daha çok ihtiyacı olan öğrenciler vardır, ben az buçuk gelir sahibiyim, başkaları istifade etsin” dediğimde “Biz fukara derneği değiliz, yetenekli gençlerimizin derdindeyiz, hemen formu doldurup teslim et” diye emir buyurmuştu. Ertesi gün yanına vardığımda formu kendisi doldurmuş ve önüme uzatarak “imzala” demişti.

-Fethi Ağabey’in İstanbul’da gitmediği program veya kültür ortamı yoktu. Herkesi dinler herkesi takip eder, konuşanlar hep başkaları olsa da konuşulan her zaman Fethi Ağabey olurdu.

-Fethi Ağabey Türkiye’nin tüm şehirlerinde, kasabalarında işe yarar kim varsa tanır ve bilirdi. Bu sebeple sık sık “Ben bu ülkenin muhtarıyım” derdi.

-Fethi Ağabey birisine önemli bir şey anlatacağı zaman konuşmasına “Annem bana derdi ki” diye başlardı. O zaman anlardım ki önemli bir şey söyleyecek. Gerçekten o sözleri annesi mi söyledi bilemiyorum ama sanırım Fethi Ağabey kendi söylemek istediklerini annesine söyletirdi bu gibi zamanlarda.

-Fethi Ağabey iyi okurdu. Bilmediği bir yazar, şair, sanatçı yok gibiydi. Dergileri takip eder, yeni şairleri okur, onları yüreklendirirdi.

-Karşısına gelen gençlere ilk sorusu “Sen hiç âşık oldun mu?” olurdu. Bir de “Sen hiç namaz kıldın mı?” dediği olurdu. Tabi bu soruları duyan gençler ilkin afallardı.

Aynı programda Prof.Dr. Hüseyin Algül de üstadı şöyle anlatmıştı:

-Kendisiyle tanışmayı, meclislerinde bulunmayı lütf-u ilahi saydığım bir insandan bahsetmek istiyorum sizlere. Gemuhluoğlu insana olan tesiri, gençlerle ilgilenmesi, onlara zaman ayırması bakımından her defasında hayranlığına düştüğüm bir büyük umdeye sahipti. Önemli işlerinde dahi kendisini dinlemeye gelen gençleri yanına alır onlara takside, banka kuyruğunda ve işini hallettiği o anlarda bile bir şeyler vermenin telaşında olurdu. Bindiği takside taksi şoförünün derdini alacak suallerle ortamı neşeli bir hale büründürürdü. İşte ben de o tesir sahasında kendisinden feyz aldığım bir genç idim ve 1975 yılında Bursa Yüksek İslam Enstitüsü’ne gelmemde kendisinin büyük tesiri vardır. Ben Gemuhluoğlu’nun sadaka-i cariyesi olarak görülebilecek bir talebesiyim. Bu sebepledir ki görev yaptığım her an bu duygu ve heyecanla Gemuhluoğlu Abi’nin heyecanını hissederek yaşamaya gayret ettim. O’na olan sevgi ve hürmetimi bir ithaf ile süslemek durumundaydım ve ben de O’nun Allah, Resul ve Ehli Beyt sevgisine olan tutkusundan dolayı ‘Osmanlıda Peygamber Sevgisi’ isimli ilk çalışmalarımdan birini Fethi Gemuhluoğlu üstada ithaf ettim. Gemuhluoğlu üstadın derunundan gelen bir aşkı vardı. Tüm sohbetlerinde okuduğu mısralarla derdini özetlemeyi çok iyi başarırdı. Aşkın niceliğini tarif için Eşrefoğlu’nun şu mısrasını okurdu hep;

Cihanı hiçe satmaktır adı aşk

Döküp varlığı gitmektir adı aşk

Elinde sükkeri başkasına sunup

Ağuyu kendi yutmaktır, adı aşk

-Fethi Ağabey benim hayatımın dönüm noktalarından biridir. Bizim aklımızın, ruhumuzun tapusu O’na aittir desek yeridir. Bursa’ya gelmemde ve akademik alanda çalışma yapmamda O’nun yönlendirmesi vardır. Bu bakımdan üstadın üzerimde emeği büyüktür.

- Fethi Ağabey’in meşhur “Dostluk üzerine” konulu konferansında o salondaydım. Sırf bir yer bulabilmek için çok önceden salondaki yerimi almıştım. Çünkü üstad topluluk karşısında az konuşurdu. O gün de meşhur selamlamasıyla konuşmasına başlamış ve salondakileri yaptığı konuşma ile derinden etkilemişti.

Hüseyin Algül’ün anlattıklarına kulak verdiğimizde anlıyoruz ki Gemuhluoğlu üstadın selama ve selamlaşmaya verdiği önem had safhadaydı. İstanbul’da bir programda konuşmasının neredeyse ilk yarım saatini selam vermeye ayırmasını hala unutamadığını söylüyor Algül Hoca. “İşte o günden sonradır ki selamın niceliğini araştırmaya karar verdim ve gördüm ki Hazreti Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonraki ilk tavsiyesi selamı yaygınlaştırınız olmuş. Selamı yaygınlaştırınız, akrabalarınızı gözetiniz, açları doyurunuz ve geceleri namaza kalkınız. Bu sebeple gündüz halk ile gece de Hak ile bir ömür geçirmiş hakiki dostun hayatını örnek almanın telaşında olmuştur Gemuhluoğlu. O’na göre dost canını hiçe sayıp Hazreti Resul’ün yerine yatağına yatan Ali’dir, dost hicrette mağaraya sığındığında börtü böcek ısırmasın Resul’ü diye elbisesini yırtıp delikleri tıkayan ve son delik açık kalınca da topuğunu dayayıp zehirlenme pahasına Hazreti Resul’ü korumaya ahdetmiş Ebubekir’di(ra). Gemuhluoğlu her yerde ve her şeyle dost olmanın gereğini ‘Dostluk Üzerine’ isimli konuşmalarında olabildiğince anlatmıştır. Zamanla dost olunmalıdır, ölümle dost olunmalıdır, en başta kendisiyle dost olmalıdır insan, kendi içinin karanlığını dost aydınlığıyla ışıtmalıdır. Nitekim üstada göre ‘Gözü olana sabah ışımıştır.’”

-Vefatından üç ay kadar önce yanına uğramıştık. Yanımda Uludağ İlahiyat’tan Kuran Hocası Mustafa Öztürk de vardı. İçeri girdiğimizde karşıdaki lafza-i celal tablosuna bakıyordu. Bir süre hiç konuşmadı ve sonra bana dönerek “Çok yorgunum Hüseyin, ruhumu Kuran ile dinlendirmek istiyorum” demişti. Biz de sırayla kendisine Kuran okumuştuk. Mustafa Öztürk okuduktan sonra üstada “Hüseyin Bey de hafızdır” dediğinde üstad bunu ilk defa duyuyordu ve benim de okumamı istedi. Üstada Rahman Suresi’ni okudum. Sonra şöyle dedi “Peygamber-i Ekber gelse ve Rahman Suresi’ni tefsir eden müfessirleri ve âlimleri görse Rahman Suresi’nin daha nice anlamlar taşıdığını bizlere haber verirdi” dedi.

Merhum Ragıp Karcı Ağabeyimiz de üstadın talebelerinden biriydi. O da üstadı şöyle anlatıyor;

-Fethi Gemuhluoğlu’nun bizi idame eden tarafı vardı. Fethi Ağabey’deki melal hali önemliydi. Melal; Allah’ın kullarından ahdi aldığı andan itibaren Allah’ın bilgisiyle donanmış olmak, Allah’ın varlık bilgisiyle ucuca olmak halidir. Ben Fethi Abi’de melal idrakiyle ucuca bir hal gördüm. Fethi Abi’nin -belki bu yüzen olsa gerek- dünya ile ilgisini gerektirecek bir bilgisi yoktu. Ben O’nda Peygamberî bir ümmilik halini de gördüm. Sanki varlığın tüm güzellikleri gösteriliyor kendisine ama o menzile ulaşmayı tercih ediyor. İşte böyle bir ümmilik…

Ragıp Karcı halk ozanı, gönül adamı olarak kalbine nakşolmuş beş isimden birinin Fethi Gemuhluoğlu olduğunu dile getirirdi. Nesimi, Kazak Abdal, Summani, Pir Sultan ve Fethi Gemuhluoğlu…

Üstadın çalışmaları

Ferman Karaçam üstadın çalışmalarını şöyle anlatıyor: “Fikirlerini işlediği yazıları Serdengeçti, Yeşilada, Arapgir Postası, Türk Yurdu, Düşünen Adam Mecmuası, Yeni Sabah, Göldağı gibi gazete ve dergilerde yayımlanan Gemuhluoğlu, konularını daha çok yaşanan hayatın içinden seçti. Büyük şehirlere göçlerin gelecekte doğuracağı tehlikelerden Macar hürriyet savaşçılarını desteklemeye, mazlum ve masum milletlerin bağımsızlığına, İslâm ülkelerinin birbirine yakınlaşmasının öneminden Müslümanların birbirlerini tenkit etmesinin yanlışlığına, sanattan siyasete, ahlâktan eğitim ve tarihî meselelere kadar hemen her konuda yazılar yazdı. Bir yandan millî meseleler üzerine yetkililerin dikkatini çekerek çözüm teklifleri getirirken öte yandan milletlerarası bazı konular üzerine de eğildi. Bu meseleleri çözüme kavuşturacak akademik kadroların yetişmesi için ömrünün sonuna kadar büyük bir gayretle çalıştı. Faaliyetlerini sevgi ve dostluk ekolü şekline dönüştüren bir prensip ve disiplin içinde sürdüren Gemuhluoğlu, gençlere sadece maddî ve mânevî açıdan destek olmakla kalmayıp kendilerinde bilgi, zekâ, cesaret ve sanat parıltısı gördüklerini yetenekleri doğrultusunda yönlendirdi ve böylece sadece akademik hayatta değil İslâmî düşünce, sanat ve kültür hayatının gelişmesi üzerinde de etkili oldu.”

Bağlanma

Necip Fazıl Kısakürek Bâbıâli’de, Cahit Zarifoğlu Yaşamak’ta ona özel bir yer ayırırken Nuri Pakdil “Bağlanma” adlı kitabında bütünüyle üstadı ele alıp anlatmış, ölümünün 10. yıldönümünde Suffe: Kültür Sanat Yıllığı’nda onunla ilgili çeşitli hâtıra ve değerlendirme yazılarından oluşan geniş bir bölüme yer verilmiştir. Bunun dışında daha pek çok dergide ve belgeselde üstadı konu alan özel çalışmalar yapılmıştır. Gemuhluoğlu, 1977’den bu yana ölüm yıl dönümlerinde her kesimden sevenlerinin katıldığı anma programlarıyla yaşatılmaktadır.

Gemuhluoğlu, 5 Ekim 1977 Çarşamba günü vefat etmiştir. Fatih Camii avlusundan kalkan cenazesi, 6 Ekim 1977 günü Sahrayıcedid Mezarlığı'na defnedilmiştir. Ruhu şad mekânı cennet olsun.

Kaynak: Yunus Emre Altuntaş - https://www.dunyabizim.com/fethi-gemuhluoglunun-aynasindan-dunyaya-bakmak-makale,2384.html