Kısa yazmak zor. Çok sözü ok söz yapmak, zihnin bağrına saplamak zor. Günün okurunu yakalamak, yakalasak bile elden kaçırmamak zor. Sözün en rafinesi olan şiirin bile zaman zaman uzadığına, kalpleri teğet geçtiğine şahit olduk, oluyoruz. Aile fertlerimizin okumayla imtihanı da artık çoğumuz için şaşılacak bir durum değil. Hız çağında ister istemez yeni arayışlara itiliyor, çözümler bulmaya çalışıyoruz. Çünkü söyleyeceklerimiz var, anlaşılsın istediklerimiz var ve bu dert hiç bitmeyecek. Mehmet Nuri Yardım Hoca bunların idrakiyle önce sözü uzatanlardan olduğunu itiraf ediyor ve sonra da yeni bir tarz deneyerek Kısacık Yazılar’ını bize sunuyor. Bu yazılar yazarın bugüne kadar kafa yorduğu, kalem oynattığı çok geniş çerçeveden bir hayat seçkisi niteliğinde. Mümkün olduğunca kısaltılmış, mesajını en çarpıcı şekilde vermeye odaklanmış, bazıları bunu başarmış, bazıları da o başaranların yüzü suyu hürmetine aralara serpiştirilmiş denemeler; bir deyimin asıl anlamını açıklamaktan gündeme dair konuları yorumlamaya, hatıralardan özlü öğütlere, sanattan siyasete, bilimden dile, dinden görgüye, edebiyattan sinemaya, tarihten felsefeye birçok alana nüfuz ediyor. Film, dizi, kitap tavsiyeleri içeriyor. Millî birliği, beraberliği, dayanışmayı, hakiki bir aydınlanmayı, çarpıtmalardan arınmış bir farkındalığı hedefliyor, bütünleştirici bir dili benimsiyor. Şimdi kitabın ruhuna ve tavrına uygun şekilde, bu kısa yazılara dair daha da kısaltılmış notlarla yazarın parmak bastığı bazı önemli konulara dikkat çekmek istiyorum. Bazen yazıların en kritik kısımlarını doğrudan alıntılayacağım bazense bir iki cümlelik özetlerini sunacağım. Bu sayede yazarın fikirlerini havada kapacak okurları kitaba davet edebilirsem ne mutlu. Çünkü kısa yazılardan oluşan bu uzun kitap 300’e yakın yazı içeriyor.
1
İşte rahmetli Ergun Balcı’nın söyledikleri: “Bir gün Divan Pastenesi’nde Atilla İlhan’la oturuyoruz. Tarih 1982 veya 1983 olmalı. Bana dedi ki: Eğer ben Müslüman doğmasaydım Müslüman olmak için çok şeyimi feda ederdim.”
2
Bahtiyar Vahapzade’den aktarılan bir anı: Aziz Nesin kendisine komünist rejimde yaşamanın lütfundan bahsedince Vahapzade, haklarının tamamını Nesin’e devredip onun haklarının yarısını alarak memleket değiştirmeyi teklif ediyor ancak bunun karşılığında aldığı cevap uzun bir suskunluk ve sonrasında da Nesin tarafından komünist rejime ispiyonlanmak oluyor. (S. 34)
3
Eskiden bayramlarda edilen dualardan güzel bir dua:
Hayırlar var ola. Şerler def ola. Dertler ref ola. Elemler ırak ola. Marazlar zail ola. Muhabbet nail ola. Uhuvvet makbul ola. Vahdet diri ola. Millet iri ola. Ümmet kavi ola. Saadet daim ola. İnayet vasıl ola. Bereket hâsıl ola. Sadakat kaim ola. Ömürler muzdat ola. Kalpler mutmain ola. Gönüller huzur bula. Müminlerin, Müslimlerin, muvahhidlerin, muttakilerin, ulemanın, üdebanın, şuaranın, ukelânın, fuzelanın, urefanın, dervişanın ve dahi cümle muhibban ile ihvanın bayramı bayram ola. Hu Allah Huuuu... (S. 45)
4
Bugün yapılan bir hataya dair yerinde bir çıkarım:
Ebu Müslim Horasani’ye sordular:
- Emevi Devleti neden yıkıldı?
Ebu Müslim Horasani de şu tarihi cevabı verdi:
- Onlar dostlarını, dostluklarından emin oldukları için uzak tuttular. Düşmanların da dostluğunu kazanmak için yakın tuttular. Netice itibarıyla uzaklaştırılan dost, asla dost olarak kalmadı. Yakınlaştırılan düşman ise asla dost olmadı. (S. 83)
Hazreti Peygamber buyuruyor ki: “Eski dostluğu devam ettirmek imandandır.” (S. 86)
5
Haluk Dursun’un “Sevdiğini Söyleyememek” başlıklı yazısı üzerine yazılanlar da insan hayatını değiştirebilecek nitelikte. Haluk Hoca vefat eden iki arkadaşının kendisini çok sevdiğini cenaze merasimi sırasında onların ailelerinden öğreniyor ve onlara daha fazla zaman ayırma fırsatını kaçırdığı için büyük üzüntü duyuyor. (S. 115-116)
6
“Hatasız Kitap” başlıklı yazıyı kimseye bırakmadan, doğrudan üstüme alınayım. Zira beni tanıyanlar bu konudaki hassasiyetimi, özenilmeden basılmış kitapları her fırsatta eleştirdiğimi bilirler. Yazar bu yazısında biz kalem ehline Kur’an-ı Kerim’den başka hatasız kitap olamayacağını, bir kitap 70 kez de okunsa içinde hata kalacağını hatırlatırken bir taraftan da bunun bizi rehavete düşürmemesi gerektiğini salık veriyor. Gayet yerinde bir tespit ve öğüt. Hatasız kitap olmayacaksa da biz bize mümkün kılınan hatasızlığa ulaşmak azmiyle işimizi görelim ki o kaçınılmaz hesaba okur hakkıyla gitmeyelim; kusurluluğumuza sığınabilecek kadar hatayla yetinelim. (S. 118)
7
Yine hayatımın bugününe kadar zedelemediğim bir düstur olan “faiz karşıtlığı” konusunda Yardım’ın aktardığı İmam-ı Azam anekdotu çok önemli. “Mali bakımdan güçlü olanın lehine, mali bakımdan güçsüz olan ne yaptıysa faizdir.” diyor yazar. Çünkü İmam-ı Azam’a göre, alacaklı olan kişinin borçlu kişinin evinin gölgesine sığınması ya da alacaklı olduğu için borçlu tarafından itibar görmesi bile faize bulaşmak anlamına geliyor. Sayısız âlim tarafından faizi meşru kılan bin bir türlü fetvanın verildiği günümüzde Allah bizi İmam-ı Azam’ın yolundan ayırmasın. (S. 137)
8
Bir başka yazısında insanın aldanmaması gereken beş şeyi sıralamış Yazar: 1-Şems-i şita (kış güneşi) 2-Sükûnet-i derya (denizin durgunluğu) 3-İltifat-ı Umera (amirlerin iltifati) 4-Nasihat-i a’da (düşmanın nasihati) 5-Cilve-i nisa (kadınların cilvesi). Bu sıralamayı yaparken parantez içinde yazdığım açıklamaları yazmamış ve araştırması için okura bırakmış ancak ben bu yazıyı yazmışken okuruma bir iltimas geçtim. (S. 136)
9
Kitapta, toplum tarafından, özellikle bugünün gençleri tarafından yeterince tanınmayan önemli şahsiyetlerin dünya görüşlerine dair ipuçları bulabiliyoruz. Halit Refiğ’den aktarılan Kâmran İnan’ın NATO’ya dair sözleri de buna bir örnek. Özetle; NATO kendisine en çok hizmet eden Türkiye’ye hiçbir zaman hakkını vermedi, vermeyecek diyor. (S. 151)
10
Konuşma adabıyla ilgili en özlü söz kutsal kitaptan geliyor: Kibarca Konuş (Bakara 83), Gerçeği konuş (Ali İmran 17), Zarifçe konuş (İsra 28), Yalansız konuş (Hac 30), Anlamlı konuş (Mü’minun 3). Söz yeterli olunca kısa yazmak ne kadar etkili! (S. 164)
11
Dünyada 2.600 kurbağa türü olması bize ne anlatıyor? Ya da bazılarımıza hâlâ neyi anlatamıyor? Bilmenin sonu yoktur, bildiğinizle amel etmenin sonsuz kere sonu yoktur. Bilime güvenmek ifadesine sığınarak aslında “kendimize” güvendiğimizi idrak etmeli, bilen değil bildiğini sanan olduğumuzu fark edip o hadsiz özgüvenden vazgeçmeli, bildiğimiz kadarıyla ahkâm kesmek yerine bilmek peşinde koşmaya devam etmeliyiz. (S. 169)
12
Lansman ve Historya kelimeleri üzerine bir yazı! Dile gereksiz kelime sokmak bence de bir bedene bıçak saplamaktan farksız! Sırf sizin o yoz kulağınıza hoş geliyor ve sizinki gibi duyan binlerce kulak var diye dili katletmeniz affedilemez. Yazar bu iki kelimeye dikkat çekerek az önce sizinle paylaştığım öfkeyi yazısına daha kibar şekilde konu etmiş. (S. 181)
13
Mahir İz’den bir anı: “İlk maaşımı alınca babama götürdüm, elini öptüm ve yanına bıraktım. Dua ederek iade etti. Ben de pazara giderek bir tepsi içinde Ankara balı alarak eve getirdim. Cenabı Hak bundan dolayı memuriyet hayatımda hiç acı göstermedi.” (S. 184)
14
Bir Mahmud Sami Ramazanoğlu inceliği: Seçilmeyen meyve incinmesin diye tezgâhtan elini attığı meyveyi almak! (S. 192) Bize de bu edepten lütfet ya Hu!
15
Mike Tayson, Filistin-İsrail mücadelesini bokstan bir örnekle yorumluyor ve kimin kazanacağını söylüyor. (S. 194) Rocky Balboa da öyle kazanırdı. Kavgayı bilenden dinlemek gerek.
16
‘Lansman’a itiraz eden Yazar’ın bir yazısında ‘ofisboy’ kelimesini kullanmış olması şaşırtıcı! Ve tabii yanlış. (S. 197) Eğer bu kelimenin geçtiği cümle Yazar’a ait değilse ve alıntıysa tırnak içinde olması gerekirdi. Olmadığı için bunu belirtme gereği duydum.
17
“Okuduklarımız Hakkında Yazmak” Yazar’dan bir öğüt ve bizim de burada yıllardır yürütmeye çalıştığımız öncelikli faaliyetimiz. Okuyup beğendiğimiz metinlerin okur sayısını artırmaya çalışmak, bir okurdaşlık yaratmak gayesindeyiz! Kabul ederse, vakti de el verecekse Sayın Yardım’a kitaplarımızdan gönderip iade-i okurluğunu talep ederiz. Şunun şurasında okuduğunu yazanlardan kim kaldı? (S. 218) İlaveten Yardım, bir yazısında da insanların artık sosyal medyada “paylaşma cömertliği” bile göstermediğinden, önemli duyuruları beğenen ama paylaşmaktan imtina eden arkadaşlarından yakınıyor. (S. 224) Mesele kitaplar ya da daha genel çerçevede kültür-sanat olunca büyük bir çoğunluk için ne paylaşmanın ne de paylaşılanın cazibesi var. Dolayısıyla bu durumdan biz de muzdaribiz. Her türlü dayanışmaya açığız.
18
Sabri Koz’un Mustafa Ruhi Şirin için söyledikleri, Kürtçe’deki “Mer mera naz dike” atasözüyle özetlenmiş. Yiğit yiğidi tanır. İyi insanlar, iyi insanları bilir. Ne hoş bir gönül birliği, ne sıcak bir ‘“kalp kalbe karşı’“lık. (S. 230)
19
“Şehidin Kızı ve Balonu” başlıklı yazıyı burada açıklayacak olursam ağlarım, ağlatırım. Ağlamak isteyen kitaptan okusun. Gözyaşı döken kalpler sahibine yaklaşır.
20
15 Temmuz gecesi helikopterle Yunanistan’a kaçan CIA’in eski direktörü Graham Fuller’in “İslamsız Dünya” adındaki kitabından bir alıntı: “ABD’nin dünya hâkimiyeti önündeki tek engel Sünni Müslümanlar. Vahhabiler’le ortak çalışıyoruz; Şiileri kullanıyoruz. Sünni iktidarların yıkılması, Sünniliğin kalesi olan Türkiye’nin yıkılması ile mümkündür.” (S. 256) Yazarın millî, dinî, örfi hassasiyetleri “tek kale” kavramı altında birleşiyor ve farklı yazılarda defaatle okura bu şuur aşılanmaya çalışılıyor. Biz de okuduklarımızın arkasında duralım, diyelim ki “Dünyaya ve insanlığa Türkiye samimiyetinde yaklaşan başka bir ülke olmadığı gayet açık. Gören gözlere, işiten kulaklara!”
21
Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı adlı romanından uyarlanan filmde başrolü oynayan Türkân Şoray’ın söylediğine bakın: ‘“Herkes sanatçı ve meşhur olmanın çok önemli olduğunu zanneder. Hâlbuki ben sanatçı Türkân Şoray olacağıma filmdeki Feyza Hanım olmak isterdim.’“ (S. 269)
22
“Türkiye’de Binalar Kaç Kat Olmalı?” sorusuna ve sorununa Yazar’ın cevabını öğrenmek ister misiniz? Köylerde 1, kasabalarda 2, ilçelerde 3, şehirlerde 4 kat! Hissî insicam, aklî irtifa, medenî izanla bezenmiş, damıtılmış bir cevap değil mi ama?
Velhasılıkelam...
Davasına adanmışlığı ile dilinin ve niyetinin temizliği her satırında hissedilen Mehmet Nuri Yardım, sonsuz kültür-sanat ve fikir deryamızdan üzerimize damlalar saçtığı kitabıyla günün gencine ömürlük dersler veriyor. Eşsiz isimlerden ve eserlerden müteşekkil hazinemizi bize hatırlatıyor, en kuvvetli ruhlarımızdan örneklikleri önümüze getiriyor. Ben de bu birikime hürmet gereği üzerime düşeni yapıp, farklı bir tarz benimseyerek, bana kanca atan 22 yazıdan kısa notlar aldım ve bunları, okurlarımızı kitaba çekecek birer mıknatıs gibi tahayyül ederek buracığa tutturdum. Eseri fazlaca açık etmekten ve dilimin sürçmesinden mümkün olduğunca kaçındım ancak aksi bir durum oluştuysa af ve helallik dilerim. Yazanın eline, okuyanın gözüne, hepinizin ömrünüze bereket...
Kısacık Yazılar
Mehmet Nuri Yardım
Hece Deneme
2025 Kasım
304 Sayfa
Kaynak: https://www.kitaphaber.com.tr/kisacik-yazilardan-cekici-notlar-k7387.html