Mesnevî Kesretten Vahdete Bizi Dâvet Ediyor

Mesnevî Kesretten Vahdete Bizi Dâvet Ediyor

Genel Başkanımız Prof. Dr. Muhammet Enes Kala’nın D. Mehmet Doğan’ın aziz hatırasına ithaf edilen 15. Milletlerarası Mevlânâ Şiir Şöleni’ndeki konuşmasının metnini sunuyoruz.

Muhammet Enes Kala

Vahy-i ilâhînin ve nebevî hikmetin Anadolu topraklarında cân ve maya bulmasının, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin kudsî metinleri kültür ve halk içinde yaşayabilen edebiyat formuna dönüştürme basîretiyle mümkün olduğunu dile getirebiliriz. Kuşkusuz Mevlânâ, Kur’an ve hadîs-i şerîflerin derin hakîkatlerini tecrît edilmiş fikirler olmaktan çıkarıp günlük hayâtın ve duygu dünyâsının aktörlerine tercüme eden öncü bir zihindir. O, Anadolu’da teşekkül eden irfânî şiirin en güçlü, bereketli ve derin temsilcilerin başında gelir. Mevlânâ, edebiyat ve şiir kanalını zihnî ve kalbî derinlikle teçhîz ederek bu coğrafyanın rûh kökünü tahkîm etmiştir. Kalemi, aşk ve hikmetle atılan her adımın edebî bir âbideye nasıl dönüşebileceğini gösteren aşılmaz bir nirengi noktasını seslendirir. Bu derinlik, şiire beyân vâsıtası olma niteliğini aştırarak varlığın sırrını şerh eden mânevî bir idrâk zeminine tahvîline vesîle olur.

D. Mehmet Doğan üstâdımızın da işâret ettiği üzere, Anadolu’nin şiir damarını besleyen ve bu coğrafyayı irfânla teçhîz eden nehirlerin başında hiç şüphesiz Yûnus Emre ile Mevlânâ gelmektedir. Türkçe şiirin Yûnus ile birlikte pîri kabul edilen Mevlânâ, sözün haysiyetini ilâhî aşkın potasında yeniden îmal etmiştir. O, kalbi fethedilmiş bir coğrafyanın toprağına katıksız irfân mayası çalmış, nesiller boyu sürecek idrâk uyanışını başlatmıştır. Anadolu’nun dimağına ve vicdânına kazınan maya, şiiri mâriz bir bedene cân ve sıhhat veren hayât üfleyicisine dönüştürmüştür. İrfânı şiirle, şiiriyse hakîkatle terkîp eden bu kurucu tavır, Anadolu insanının kendisiyle ve Yaradanıyla kurduğu bağı ölümsüz kılmıştır. İşte bu sâyede insanımız, hayâtın fırtınaları karşısında sığınacağı en sağlam kaleyi edebiyatın bu derin vâdisinde bulmuştur.

Anadolu coğrafyası, denir ki, bünyesinde barındırdığı muazzam farklılıkları özgünlüklerine hiçbir halel getirmeden muhâfaza eden muazzam bir aşûre kazanı gibidir. Mevlânâ, bu zengin çeşitliliği bir çatışma unsuru değil, ilâhî tecellîlerin çok yönlü akis alanı olarak okumuştur. Kazandaki her malzeme kendi tadını, rengini ve mâhiyetini korurken, hepsi bir araya gelerek bambaşka, biricik râyiha ve tat meydana getirirler. Farklı mezheplerin, meşreplerin ve ırkların kenetlendiği bu iklim, homojenleşmeye icbâr etmeden ve tahakkümde bulunmadan birleşmenin estetik âbidesine tekâbul eder. Anadolu coğrafyasında karşılık bulan bu aşûre rûhu, ne tekliği fedâ eder ne de çokluğu reddederek kesrette vahdetin somut tezâhürü olur. Birlikte var olmanın imkânını bu denli yüksek bir bediî ve felsefî tonda sunmak, ancak Mevlânâ’nın kuşatıcı irfânıyla mümkün olabilmiştir.

Mesnevî-i Şerîf’in tefekkür ve ilhâm serüveni, Anadolu’nun tarihî ve mânevî kaderiyle ayrılmaz biçimde kesişmiştir. Eserin katmanlı yapısında yer alan Türkçe, Arapça ve Farsça kelimeler, alelâde bir dil karmaşası değil, irfânî mânâ nizâmının tuğlalarıdır. Özellikle mülemmât beyitler, farklı dillerin kelimelerini tek bir hakîkat dâiresinde buluşturarak muazzam ahenk tesis eder. Dillerin ve kelimelerin hiyerarşisini ortadan kaldıran bu sentez, harflerin ötesindeki asıl söze ve öze, yani kalbe ve gönül diline kapı aralar. Mesnevî, kelimelerin izdivâcından doğan bu üslup sâyesinde coğrafyanın çok dilli ve çok kültürlü dokusuna tam anlamıyla tercümân olabilmiştir. Böylece dilin sınırları aşılmış, lafzın dar kalıpları yıkılarak mânânın geniş enginliğine ulaşılmıştır.

Mesnevî’nin bizi çağırdığı en temel ahlâkî merhale, inancın özü olan kelime-i tevhîd ahlâkından neşet etmektedir. Fakat bu çağrı burada durmaz, dîvanlarda farklı dillerin kelimelerinin ve mülemmât beyitlerdeki farklılıktaki birliğin gösterdiği gibi ümmetin birliğini, bir-arada-lığını ve varlığın korosunu seslendiren "vahdet-i kelime" idealine yükselir. Vahdet-i kelime ahlâkı, yaratılmış her bir zerreye hürmet duymayı, ayrışmayı değil buluşmayı, ümmetin tüm farklılıklarına rağmen ehl-i kıble olması hasebiyle beraberliğini ilke edinmeyi vaaz eder. Birlik, dirlik ve beraberliğin felsefî zemîni, bu tefekkürün harcıyla, varlığın yekpâreliğini ve ümmetin dirliğini idrâk etmekle atılır. Mevlânâ, her bir cânı ilâhî bir kelime olarak görerek, o kelimelerin oluşturduğu muazzam cümledeki âhengi yakalamamızı ister. Bu tutum, insanın hem Rabbiyle, hem kendisiyle hem de âlemle kurduğu barışın en yüce beyannâmesini gönüllere kazır.

Günümüz dünyâsı ve içinde bulunduğumuz parçalanmış coğrafya, bencil kavgaların ve fikrî kutuplaşmaların cenderesinde cân çekişmektedir. İnsanlığın mâruz kaldığı bu kimlik krizleri ve ayrışma sancıları karşısında Mevlânâ’nın vahdet dili her zamankinden daha âcil bir ihtiyaca dönüşür. Farklılıkları düşmanlık gerekçesi sayan zihniyete karşı, aşûre kazanındaki o selâmet dolu özgün birleşme modeli bugün de hayâtî bir reçetedir. Günümüzde "vahdet-i kelime" ahlâkını kuşanmak, bölgedeki çatışma dilini ıslâh edecek ve insanı yeniden medeniyetin merkezine koyacaktır. Kadîm irfânımızın sunduğu bu dâvet, bugün de gökkubbemizi taşıyabilecek, yarınlarımızı inşâ edecek yegâne mânevî sütun olarak karşımızda durmaktadır. Şiddetin ve ötekileştirmenin kol gezdiği bir çağda bu ses, bize kardeşçe yaşamanın mümkün ve mecbûrî olduğunu hatırlatmaktadır.

Netîce îtibârıyla Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Anadolu toprağında filizlenen ama tüm insanlığı kucaklayan âlemşümûl bir hikmet âbidesidir. Onun Kur’an ve hadîslerden süzüp şiirle taçlandırdığı irfânî mîras, bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Bizlere düşen görev, bu aşûre kültürünün, mülemmât âhenginin ve vahdet ahlâkının sesine kulak kesilmektir. Ancak bu sâyede coğrafyamızın ve dünyâmızın kaybettiği o dirlik, düzen ve iç huzûr yeniden tesis edilebilir. Mesnevî’nin kapağını her açışımızda, insan olmanın haysiyetine ve bir arada yaşamanın eşsiz güzelliğine yeniden uyanırız. Bu uyanış hamlesi, geleceğe bırakacağımız en kıymetli mîras ve insanlığın ortak vicdânına sunulmuş içten hürmet olarak bizi beklemektedir.

Haberler Haberleri

Uluslararası 15. Mevlana Şiir Şöleni Basına Yansımalar
Dolunay, Kubbe-i Hadrâ ve Sözün Vatanı
15. ULUSLARARASI MEVLÂNÂ ŞİİR ŞÖLENİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ
15. ULUSLARARASI MEVLÂNÂ ŞİİR ŞÖLENİ, ŞİİR ATÖLYELERİ İLE BAŞLIYOR
Kaimeden Kriptoya Paranın Değişen Çehresi TYB Konya Şubesinde Konuşuldu