Türk Müziğine Adanmış Bir Ömür

Mustafa Balkan

Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nde geçtiğimiz hafta cumartesi günü, udî ve bestekâr Cinuçen Tanrıkorur’u vefatının 26’ıncı sene-i devriyesinde Fatihalarla andık.

Ruhumuzu okşayan çok güzel bir anma programı oldu. Udî Necati Çelik, Hafız Ali İnan ve ses sanatkârı Ertuğrul Tanata, birbirinden güzel ilahilerle dinleyenleri mest ettiler. Etkinliğin sonunda, Hafız Ali İnan’ın okuduğu Kur’an-ı Kerim tilaveti ve hatim duasının ardından katılım beratı takdim töreni yapıldı ve toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle anma programı sona erdi. Sohbetin şarkı faslı ise, sözleri Hz. Mevlâna’ya, güftesi Feyzi Halıcı’ya ve bestesi Çinuçen Tanrıkorur’a ait gönül makamında icra edilen “Tutarak kalbimin üstünde cefâkâr elini” adlı şarkıyla başladı. Sonra güftesi Şükûfe Nihal Başar’a ait “Neme yetmez”şarkısı ve Yunus Emre’den “Aşkın odu ciğerimi” ilahisiyle devam etti.

Cinuçen abi kitap kurduydu

Necati Çelik, 28 yıl beraber oldukları Cinuçan Tanrıkorur’la ilgili şu hatıraları paylaştı: “Cinuçen abi Türk kültürüne ve Türk mûsıkîsine bihakkın hâkimdi. 8-10 dil bilirdi. İtalyanca’sının son derece iyi olduğunu ben değil, İtalyanlar söylerdi. Dil bilmesinin ve yabancı kitapları okuyabilmesinin avantajları vardı. Evinin her yeri tavanlara varıncaya kadar kitap doluydu. İstediğiniz kitabı aradan çekin alın mutlaka okunmuştur. Arasına ya bir kâğıt sıkıştırılmış ya da altı çizilmiştir. Bütün kitapları böyleydi. Yani oraya süs olsun diye konulmuş kitaplar değildi.”

Her konuda ince eler sık dokurdu

“Cinuçen abinin hocalık vasfı çok öndedir. Amerika’da iken kendisiyle mektuplaşıyorduk. Benim kızım bir mektup yazmış. Mektupta rüzgâr yazarken a’nın üstüne şapka koymamış. Oradan ödev veriyor. Dosya kâğıdına 100 defa rüzgâr yazıp bana göndereceksin diyor. Bu kadar ince ve hassastı, her konuda olduğu gibi.”

Öğrenci istediği kadarını öğrenir

“Elinin beş parmağını tutar ve küçük parmağından başlar; hiç kimse, hiç kimseye, hiçbir şey öğretemez. Öğrenci istediği kadarını öğrenir derdi. Bu önemli ve güzel bir sözdür. Allah rahmet eylesin. Biz yolda yürümesini, konuşmasını, ud çalmasını ondan öğrendik. Ama o öğretmedi yani! Bir gün çocuklarım ona “hocam” dediler de onlara üç gün nutuk çekti; ben sizin hocanız değil amcanızım, diye. Ben, ona hep Cinuçen abi derdim.”

Cinuçen “seçkin” insanlardandı

Cinuçen Tanrıkorur’un talebesi Hafız Ali İnan: “Türk mûsıkîsi seçkin insanların mûsıkîsidir. Türk mûsıkîsine gönül veren, Türk mûsıkîsine hizmet edenler de yeryüzünde seçkin kişilerdir. Rahmetli Cinuçen Tanrıkorur da bu tür seçkin insanlardan biridir. Hatta bence birincisidir. Sadettin Kaynak’ın buselik “Saçlarıma ak düştü sana ad bulamadım” adlı eserini okurken dedi ki, “150 küsur eserim var. Bunlardan bir tanesi Sadettin Kaynak’ın şu eseri kadar olsa, diğer eserlerime dönüp bakmam” derdi. Ben, bunu tevazu olarak kabul ederim.”

Cinuçen Tanrıkorur’la nasıl tanıştım…

80 İhtilâli olduktan sonra ben gazeteciliğe başladım. Yeni Düşünce’nin Konya Fahri Muhabirliğini aldım. Bu arada Çeşnici Restoran’da hem garsonluk yapıyorum hem de muhabirlik. Yeni Düşünce dergisinin sahibi Akkan Suver Bey, Cinuçen Tanrıkorur’la “Türk müziği ve meseleleri” üzerine bir mülâkat yapmamı benden rica etti. Konya’ya yeni gelmiş ve doğru dürüst ne bir yeri ne masası dahi yoktu. Randevulaştık. Kapıyı çaldım ve beni ayakta karşıladı. Kendimi tanıttıktan sonra ilk sorum, “Sayın Tanrıkorur kendinizi tanıtır mısınız?” oldu. Soru soruyu açtı ve sonra sohbeti biraz koyulaştırdık. “Serde muhabir” olarak ilk mülâkatımı Cinuçen Tanrıkorur’la yapmıştım. Bu mülâkatım 5.4.1985 tarihli Yeni Düşünce’de çıkınca o kadar çok sevinmiştim ki...

Müzik insanla doğmuş bir sanattır

Müziğe beş yaşında aile içinde şarkı söyleyerek başlayan, 12 yaşından itibaren beste yapmasını ve 18 yaşından sonra da ud çalmasını öğrendiğini söyleyen Cinuçen Tanrıkorur, kelimeleri ağzından tane tane ve üstüne basarak ve beni bazı yerlerde uyararak çıkarıyordu. Mûsıkînin “insanla beraber doğmuş bir sanat” dalı olduğunu ifade eden Tanrıkorur, “Bu bakımdan insan hayatının başladığı noktadan bittiği noktaya kadar –hatta daha da ötelere kadar- her noktada ve her konuda insana adeta arkadaşlık eden bir sanattır” demişti.

Türk müziğinin meseleleri

Türk müziğinin meselelerini dile getirirken şu ifadeleri kullanmıştı:

“Türk mûsıkîsinin Tanzimat’tan başlamak üzere günümüze kadar gittikçe büyüyen bir tek meselesi olmuştur. O da yanlış bir çağdaşlık(!) anlayışının eseri olarak devletin destek ve itibarından mahrum bırakılmış, eğitim kurumları kapatılmış, bir ara radyodan da kovulmuş ve böylece eğitimsiz, bilgisiz ve seviyesiz kişilerin elinde müzik dahi sayılamayacak kadar kötü icra edilen bir zanaat durumuna düşmüş olmasıdır. Bu bakımdan günümüz Türk müziğini icra edenler -pek az istisna dışında- sanatçıdan çok eğlence sanayii esnafı demek daha yerinde olur.”

İmanlı gençten korkmayın

Karşımda “imanı bütün” bir mûsikîşinas vardı. Müziğe karşı ilgim gençlik yıllarımda Yeliz, Nilüfer ve Barış Manço’yla başlamıştı. Lise yıllarında türkülerimize doğru evrildi. Gönlüm daha sonra sanat müziğine doğru kaydı. Emel Sayın, Yaşar Özel, Müzeyyen Senar, Bülent Ersoy’u dinler olduk. Cinuçen Bey’i dinlerken Türk müziğinde 577 makam olduğunu ondan işitmiştim. Cinuçen Bey’in yetişme tarzı, yurt içinde ve yurt dışında aldığı eğitim ve pek çok yabancı ülkede “ud ve ses resitali” vermesi, kolay bir şey değil. Elbette pek çok zorluklarla karşılaşmıştır. O zorluklardan birisi de din ve iman noktasında olsa gerek. Bir başka söyleşisinde Cinuçen Bey, “Bir Müslüman Türk gencine ailesi, dini bilgiler ve iman noktasında tam bir aşılama yaptıysa, o gençten korkmayın. Onu, hiç kimsenin İslâm’dan başka bir dine döndürmesi mümkün değildir. O genç esen rüzgârlardan ve fırtınalardan ne kadar etkilense de içindeki o kor iman cevheri bir gün yanar, tutuşur” demişti.

Vefatının sene-i devriyesinde Cinüçen Tanrıkorur’u rahmetle yâd ediyoruz.

Ruhu şâd, mekânı cennet ve makâmı âlî olsun.

Mustafa Balkan

Gazeteci- Yazar

29 Haziran 2026, Karatay

​​​​​​​​​​​​​​