KAPKARA FETİŞLERİ AMERİKA'NIN

KAPKARA FETİŞLERİ AMERİKA'NIN

İlk kitapları daha bir dikkatle okumaya çalışırım. Umut kırıcı olmamak için. Yanılgı payımı aza indireyim diye. Çünkü, ilk kitaplar masumdur. Tüm...

A+A-

İlk kitapları daha bir dikkatle okumaya çalışırım. Umut kırıcı olmamak için. Yanılgı payımı aza indireyim diye. Çünkü, ilk kitaplar masumdur. Tüm eksikliklerine, kusurlarına karşın güzel bir yanları bulunur. Ümit ve heyecan kaynağıdırlar. Geleceğin tohumunu kalplerinde taşırlar. Vural Kaya'nın ilk şiir kitabı Renga'yı da (Ankara: Ebabil Yay., 2007) bu ön kabullerle okuyorum. Dönüp bir daha okuyacağım ürün arıyorum. Peyami Safa ne diyordu: "Yüz defa, bin defa okumadığım şiire şiir demem." Bazı dizeleri (yahut satırları) görmezlikten gelmek insafsızlık olur. "Satır" deyişim, "dize"nin bu metinlerde kimi niteliklerinden uzaklaşmış olmasındandır. İyi ki, dize yerine konan satırlar, ağırlıklı/ bütünlüklü anlam birimi oluşlarını ve tınılarını yer yer koruyorlar. Sekiz 'uzun şiir' var Renga'da. Bazıları epeyce uzun, rakamlarla bölümlere ayrılmış. Bir sayfada başlayan ve biten tek metin "Kapkara Fetişleri Amerika'nın". Şiirin son üç dizesi bir öfke patlaması adeta. Düşünüyorum da, bu dizelerin muhatabı sadece "Amerika" değildir. Yeryüzünün her yanında zulmedenler bunlardan nasibini alacaktır/ almalıdır.
Fakat ellerinde İncil'le girmediler bu defa toprağıma

Ellerinde çiş torbaları ellerinde kara kapkara fetişleri;

Amerikanın piçleri amerikanın piçleri amerikanın (s. 38)

Renga'dan zihnimde kalacak; dilimde dönenip duracak olan bir şiir var mı? Son kararı zaman verecek. Vural Kaya da, kuşaktaşları gibi dağınık, özü bulanık, her şeye ilişebilecek şiirler yazıyor. Zaman zaman değiniyoruz, şiir söylenmiyor artık yazılıyor diye. Düşüncem o ki, şiir söylenmeli ilkin. Sonraki iş yazıya geçirmek. Bu unutuldu çoktan. Söylenmeden yazılıyor şiir. Dahası ve kötüsü "avlanıyor" şiir! İşi gücü şiir kovalamak ve avlamak olan şairler çağındayız desem abartmış olur muyum? Hâlbuki şiir, şaire kendini buldurmalı. Sonra şairin emeğine sıra gelmelidir. Kanaatimce iyi/ doğru olanı böylesidir. Vural Kaya'nın şiirlerine hayatın neyi var, neyi yok dahil edilmiş. "Bu yaşamak denilen kalp parayı/ Bu yeni sürüm hayatı onaralım" istiyor şair. Elbette doğru düşünüyor. Ama "Diktatör resimlerden tuvalet kâğıtları" yapmak, bu onarım için yeter mi? Ya da "Liberalleri yumurta yağmuruna tutmak"... Sıkıntı şurada; hayatın açmazları güncel tozlarıyla dile getirilince şiirin açmazlarına dönüşüyor. "YOKSA BU SEKRETERYASI BOZUK DÜNYANIN / KAPI KULU MUYUZ" (s. 44) dizelerini bu bağlamda yeniden okuyabiliriz.

Bugünkü şiirimiz postmodern bir kaosa benzemektedir. Yer yer içinden çıkılmaz bir karışıklık arz ediyor. Bu tarafıyla yazıldığı çağa benzedi denebilir. Bir de şu, bugün şiir diye yazılan metinlerde çok şey var, ama az şey söyleniyor. Vural Kaya'nın yazdıkları bunları düşündürdüğüne göre, bunlarda da söz konusu kusurlar var demektir.

İmge ve ironi, günümüz şairinin, bugünkü şiirin iki cankurtaranı. Hızır gibi yetişiyorlar. Olmadık yerde, vakitli vakitsiz şiire buyur edilip başköşeye konduruluyorlar. Gerektiği zaman, gerektiği yerde, yeteri miktar kullanılmasına sözümüz yok. "Zeval Vermesin Allah..." şiiri kopkoyu, gür bir ironi ormanı. Hayatın dikişlerini söküyor; ipliğini pazara çıkarıyor bir bakıma. Hallaç gibi savuruyor yaşananların neyi var neyi yok. İnsanın kendini yani aczini unutup haddini aşmasını öyle bir güzel söylüyor ki; "Helâda iki büklüm olmuşluğuna aldırmadan" tanrılığa heveslenmesini dahası soyunmasını kınıyor çok haklı olarak. İnsanın bu azgın hâli, maalesef çağın vebasıdır. İnsanı, bu azgın ihtirası yok edebilir...Tam da bugünkü yaşamın ritüelleştirdiği hâllere denk düşen hoş buluşları var şairin. Söz gelimi, "çok ilerde olacaklar için sesini, sinini, sinesini düzelten" kadınlar için birkaç uyarı:

Bir: Kadın neyi çekip çevirse/ içinde kendi ölüsü...

İki: "Sesi/ sinesi ve nesnesiyle kadın" olmak yetmez.

Üç: Saçlarını rüzgâra salıp dişiliğini parlatmamalı.

Elbette, bugün birçok kadının seline kapıldığı tekdüze bir yaşamın hava baloncukları var. Bunlar da dile getirilmeli: Zayıflama çayları, kekler kurabiyeler, aldatma hikâyeleri, moda dergileri...

"Renga"nın bir anlamı; özel ya da belirlenmiş bir karşılığı var mı derken, bir dostum imdadıma yetişti. 'Renga'nın, Japonca bir kelime olduğunu ve 'şiir dizisi' anlamına geldiğini; Japonya'da eski zamanlardan beri kullanılan bir şiir türü olduğunu bu vesileyle öğrenmiş oldum. Kitaptaki şiirlerden hareketle renga'yı "Gönlü endamlı bir dünyaya kabaranlar"a teselli şarkısı; "Kolları kornişlere asılı kalmış erkekler"e bir kurtuluş/ direniş nefesi; "Camilerin önünde iki dilli müminler"e uyarı levhası; "Uçkuru elinde metresler" için bir kınama kılavuzu sayabiliyorum.

Yukarıda da görüleceği üzre, şiirlerdeki bazı dizeler (satırlar) büyük harfle yazılmış. "Dikkat buyrulsun" diye midir? Günümüz şiirindeki bu kabil özel işaretlerin/ tasarrufların anlamını çıkarmak kolay değil. Vural Kaya, buluşlarını, hayattan aldığı işaretleri daha derli toplu, çarpıcı/ etkili, tozlarından temizlenmiş hâliyle sesi ve ışıltısı olan metinler hâline getirebilirse, iyi şiirler okuruz kendisinden. Renga'yı ilk olmanın masumiyetiyle selamlıyoruz.

Hâmiş: "Aşık atmak" deyimi niçin ısrarla ve yanlış biçimde "âşık atmak" yazılmış? Bu şairin tercihi olamaz/ olmamalı. Kitabın "yayın editörü gerekli dikkati göstermiyor" diyebilir miyiz?
Turan Karataş

http://www.yenisafak.com.tr/kitap/?t=18.01.2008&c=27&i=91903

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.