
“Mesleği ayakta tutan imkanlar değil ilkelerdir”
Gazeteci-Şair-Yazar M. Ali Köseoğlu ile gazeteciliği konuştuk. Meslek hayatının dönüm noktasını anlatan Köseoğlu, “Gazetecilikte beni ayakta tutan da hep bu oldu: makamlar değil, verilen sözler; imkânlar değil, ilkelerdir” dedi

M. Ali Köseoğlu kimdir?
Gazeteciliği, yazarlığı ve editörlüğü birbirinden ayırmadan yaşamaya gayret eden bir kardeşinizim. Bu mesleği hiçbir zaman yalnızca bir geçim alanı olarak görmedim; benim için gazetecilik, ahlakla, düşünceyle ve vefayla birlikte yürüyen bir sorumluluk alanı oldu. Yazının, haberin ve kelimenin bir karşılığı olduğuna; söylenen her sözün bir emanet taşıdığına inanırım.1995 yılında radyo mikrofonlarıyla başlayan basın-yayın yolculuğum; gazetelerde yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği ve editörlük görevleriyle devam etti. Bu süreçte yerel basının imkânları içinde nitelikli yayın yapmanın, kültür ve edebiyatı gündelik haber akışının dışında tutmamanın mücadelesini verdim. Edebiyat dergileri, kültürel yayıncılık çalışmaları ve Türkiye Yazarlar Birliği çatısı altında yürüttüğüm faaliyetler, kültürel gazetecilik alanında kendi imkânlarım ölçüsünde bir çizgi oluşturmama vesile oldu. “Yazdıklarım önce kendimedir” düşüncesindeyim; bu ifade, yazıya ve gazeteciliğe bakışımın en kısa ve en sahici özetidir. Bir süre İlkkitap Yayınları’nın şiir editörlüğünü de üstlendim; ilk kitabım Her Ayrılık Bir Aşk da orada yayımlandı. Son yıllarda çocuklar için masallar ve şiirler yazdım; Dört Mevsim Dört Yaprak adlı şiir kitabım Kayalıpark Yayınları’ndan, Bilime Değer Veren Sultan - 1. Alaeddin Keykubad adlı çalışmam ise Türkiye Diyanet Vakfı’nın Türk İslam Büyükleri Serisi’nde yer aldı. Muğla üzerine yazdığım denemeler Menteşe’deki Muğla adıyla Çizgi Kitabevi’nde kitaplaştı ve bu eser, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2019 yılının en iyi şehir kitabı seçildi. 2023’te Hece Yayınları’ndan çıkan Kurganlar ise yıllardır çeşitli dergilerde yayımlanan şiirlerimin bir araya geldiği bir seçki oldu. Geçen yıl da, Araf’ta Yahut Arasta Çıra Edebiyat Yayınları arasından çıktı. Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nde üç dönem başkanlık yaptım. “Yazdıklarım önce kendimedir” düşüncesindeyim; bu ifade, yazıya ve gazeteciliğe bakışımın en kısa ve en sahici özetidir.

Gazetecilik hikâyenizden bahseder misiniz?
Gazeteciliğe 1995 yılında Akra FM’de başladım. İletişim dünyasına ilk adımım mikrofonla oldu diyebilirim. Radyoculuk, söze, sese ve dile karşı hassasiyetimi belirledi; kelimenin tonunun da en az anlamı kadar önemli olduğunu orada öğrendim. Ardından Ribat FM’de kültür-sanat yayınları ve yöneticilik görevleri geldi. 1998’den itibaren gazetecilik hayatım yazılı basınla devam etti. Yeni Konya, Hakimiyet ve Memleket gazetelerinde editörlük, yazı işleri müdürlüğü ve genel yayın yönetmenliği görevlerinde bulundum. Gazeteyi sadece haber üreten bir mecra değil; edebiyatın, düşüncenin ve kültürel hafızanın taşıyıcısı olarak görmeye gayret ettim. 2016 yılından itibaren Basın İlan Kurumu bünyesinde görev alarak gazeteciliğe bu kez kurumlar üzerinden katkı sunmaya devam ediyorum. Geriye dönüp baktığımda, radyoculukla başlayan bu yolculuğun benim için bir meslekten öte, hayatın ritmini belirleyen bir yaşama biçimi olduğunu daha iyi anlıyorum.
Mesleki hedefiniz nedir?
Gazetecilikte hedefim hiçbir zaman “yukarı çıkmak” olmadı; yerinde durabilmek, çizgimi ve ahlaki sınırlarımı koruyabilmek oldu. Günlük tartışmaların, geçici gündemlerin ve hızlı tüketilen sözlerin içinde savrulmamak, benim için her zaman daha önemliydi. Doğru bilginin teyitle hayat bulduğu, yanlış bilginin ise büyütülmeden ve sessizce yok edildiği bir gazetecilik anlayışına inanıyorum. Haberin hızından çok doğruluğunu, etki gücünden çok vicdani karşılığını önceledim. Bugün için hedefim; mesleğe yeni başlayanlara kültürel gazeteciliğin hâlâ mümkün olduğunu göstermek. Yarın için ise geride bırakacağım yazıların ve yapılan işlerin, “vefalıydı, titizdi, emanete riayet etti” cümlesiyle hatırlanmasıdır.
Mesleki idolünüz var mı?
Tek bir modelim olduğunu söyleyemem. Ancak gazeteciliği edebiyatla, düşünceyle ve ahlakla birlikte yürüten isimler benim için her zaman yol gösterici olmuştur. Gazeteyi yalnızca haberle değil, fikirle ve estetikle de besleyen bir gelenekten geliyoruz. Ahmet Haşim’in gazete yazıları, Mehmet Akif’in duruşu, Tarık Buğra’nın gazetecilikten edebiyata uzanan çizgisi bu anlamda çok öğreticidir. Gazetecilikte ve yazarlıkta bütün usta isimler bizim de ustalarımızdır. Bununla birlikte meslekte esas olanın bir ismi taklit etmek değil; kendi sesini, kendi yükünü ve kendi sorumluluk alanını bulmak olduğuna inanıyorum.
Gazetecilikle ilgili bir anınızı yazar mısınız?
2003 yılında bir gazetede yazı işleri müdürü olarak göreve başladığımın ertesi günü, Konya Büyükşehir Belediyesi’nden memuriyet için davet aldım. Şartlar daha rahattı, gelecek daha garanti görünüyordu. Ancak bir gün önce gazeteyle sözleşme imzalamıştım. “Söz, vefaya dâhildir” diyerek bu teklifi reddettim ve gazeteciliğe devam ettim. O gün verdiğim karar, meslek hayatımın yönünü belirleyen küçük ama anlamlı bir eşikti. Bugün dönüp baktığımda, bu tercihin kariyerden çok karakterle ilgili olduğunu daha net görüyorum. Gazetecilikte beni ayakta tutan da hep bu oldu: makamlar değil, verilen sözler; imkânlar değil, ilkelerdir.
MİYASE NUR ELMACI


HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.