Gençler İçin Muhammed İkbal

Mevlâna Celaleddin-i Rumî, Mehmet Akif Ersoy ve Muhammed İkbal. Konya'nın son dönem ilim insanlarından Tahir Büyükkörükçü'nün hemen hemen her vaazında ismi geçen bu 3 simanın "Hamdım, piştim, yandım", "Allah'a dayan, sa'ye, sarıl, hikmete ram ol", "Hür bir kulum, imanım aşktır, akıl kölemdir" üçlemeleri bir insanın hayatını nizama sokması ve huzura erişmesi için elzem olan sözler olsa gerek.
Bizim coğrafyamızın en önemli önderlerinden biri olan Hz. Mevlâna'yı kendine rehber edinen, bugünün Pakistan'ının manevi öncülerinden olan Muhammed İkbal'i okumak için fırsat ararken içeriğinde ne olduğunu bilmediğim "İlmin Deryasında Sisler, Çarklar ve Hayaletler" kitabı bana ilaç gibi yetişti. Aynı mahallede birkaç yüz metre ileride ikamet eden akademisyen ve yazar dostum Ümit Savaş Taşkesen'i daha çok Down Sendromu ile ilgili çalışma ve kitaplarıyla ayrıca zihin haritaları ile bilirken imzalı bir İkbal kitabını bendenize hediye etmesi insanın nasibinin ayağına nasıl geldiğini adeta ispat etti. Hz. Mevlâna'nın deyişiyle: "Yalnız susayan suyu değil, su da susayanı arar."
Kitap, Muhammed İkbal'in yani bir şahinin hayatını umut veren bir dille özellikle gençlere yönelik olarak anlatıyor ve bunu şöyle ifade diyor: "Bu kitapta sana zihniyle kıtaları birbirine çarptıran, Doğu'nun gizemli ruhunu Batı'nın soğuk felsefesiyle harmanlayıp ortaya yepyeni, ateş gibi düşünce üreten, herkesin aradığı hayal gücünün ve başarının gizli formülünü ceplerinde taşıyan gencin hikâyesini anlatacağım." Kitapta baştan sona işlenen konu aslında İkbal'in hayatı boyunca sentez yapmaya çalıştığı Doğu'daki gizemli ruh ve Batı'daki soğuk felsefedir.
Taşkesen'in kullandığı dil sade, anlaşılır ve akıcı. Hedef kitle olan gençlerin anlamakta hiç zorlanmayacağı bir dil. Onlara verilen mesaj çalışmak ve hayal gücünü yitirmemek. Anlatılan kişi bundan 88 sene önce bu dünyaya veda eden Pakistan'ın milli şairi. Tıpkı bizim milli şairimiz Mehmed Akif Ersoy gibi kendini vatanına ve milli değerlerine adamış yüce ruhlu bir insan. Yapay zekâ ve sanal dünyanın her yeri kasıp kavurduğu bir zamanda böyle bir şahsiyeti gündemine aldığı ve akıcı bir dille gençlere anlatmayı kendine vazife edindiği için Taşkesen'i tebrik etmek gerek.
Kitapta birkaç yerde Harry Potter, Star Wars, Matrix ve Küçük Prens'in geçmesi yazarın bu kurguları çok sevdiğini ve anlatılarında bunlardan esinlendiğini gösteriyor: "Eğer bu hikâyede İkbal'e büyücülük okuluna gitme mektubunu getiren bir rehber, bir Dumbledore arıyorsan, yanlış yerdesin. İkbal'in ustası, cübbeli ve asâlı bir büyücü değil; nasırlı elleriyle kumaş biçen, sakallı, sessiz ve okuma yazması olmayan bir terzi olan babasıydı."
Kömürün elmasa dönüşmesi kitapta en çok başvurulan, İkbal'in hayatında da en çok üzerinde durduğu aforizma. Simyacıların bakırı altına çevirmesine nispetle daha gerçekçi olması nedeniyle aklı ön planda tutan gençler için de faydalı bir aforizma olduğunu düşünüyorum.
İkbal'e babası Nur Muhammed'in Kur'an için söylediği "Sana iniyormuş gibi oku." nasihati beni en çok etkileyen cümle diyebilirim. Bugün özellikle sosyal medyada hep başkalarına ders verme amacını güden özlü sözlerin aksine Kur'an mesajlarını kendi üzerine almayı öğütleyen bir baba mesajına bugün hepimizin ihtiyacı var. Bugüne kadar bize dünyanın en kısa hikâyesi diye dayatılan "Satılık: Bebek ayakkabıları. Hiç giyilmemiş" mi yoksa "Sana iniyormuş gibi oku" mu en kısa ve hatta en anlamlı hikâye, size soruyorum?
Kitaba, daha doğrusu İkbal'e hâkim bir başka düşünce de "mum ve pervane" aforizmasının mantıken doğru olmayışı: "Pervane gibi zayıf ve yok olan değil, elmas gibi ateşe direnen ve ateşin içinde daha da güçlenen biri olmalıyım!" "Acı çekmek ve bu acıya ağlamak, bir süre sonra insanı uyuşturan bir zehre dönüşür." de kitabın geneline hâkim olan düşünce. Nietzsche'nin "üstinsan" fikrine karşı "insan-ı kâmil"in savunulması da kitabın ana fikirlerinden biri.
Kitapta İkbal'in sağlık sorunlarının da bir hayli çok olduğunu öğreniyoruz: Henüz iki yaşındayken yüzündeki bir sivilceye şifacının sülük yapıştırması neticesinde sağ gözünün görmemesi, vefatından yaklaşık 4 yıl önce yakalandığı gırtlak kanseri, böbrek rahatsızlığı, astım krizleri ve katarakt. Ayrıca hayat arkadaşı Serdar Begüm'ün hastalanarak 1935 yılında vefat etmesi ve küçük çocukları Cavid ve Münire ile hayatının son üç yılını birlikte geçirmesi.
İkbal'in çok sayıdaki eserlerinden en çok bilineni şüphesiz Cavidname'dir. Taştekin eser hakkında şunları söyler: "J.K. Rowling'in Harry Potter evrenini, Star Wars'un gezegenler arası yolculuklarını ve Yüzüklerin Efendisi'nin epik maceralarını, Dante'nin İlahi Komedya'sını düşün. Cavidname, bunların 1932 yılında, İslam dünyasının dâhisi tarafından yazılmış felsefi bir bilim-kurgu/fantastik versiyonudur aslında!". Buraya minik bir eleştiri yerleştirelim. İslam coğrafyasının Mantıku't-tayr ve Âmâk-ı Hayâl gibi fantezi eserleri tasavvufi eserlerdir, Cavidname de öyle. Cavidname Miraç mucizesinden mülhem bir eser olarak tanımlanır ve manevi yolculuk itibariyle İlahi Komedya'yı andırsa da kurgunun mantığı başkadır.
Beni en çok etkileyen hadise daha önce Ümit Savaş Taşkesen'in kendisinden de dinlediğim Armağan-ı Hicaz kitabının varlığını öğrenmiş olmak. Yakın dönemde yaptığım hac farizası nedeniyle hissiyatımın fazla olduğunu belirtmeliyim. Sağlığı, maddi durumu ya da siyasi mücadeleleri nedeniyle Hicaz'a gidememiş olan İkbal "Madem bedenim gidemiyor, o halde ruhum gidecek. Onlara, oradaki o büyük dosta (Peygamber'e) bir armağan götüreceğim." diyerek bu eserini yazar. Bu kitap, Peygamber'e duyduğu büyük ve yakıcı aşkı, gözyaşlarıyla yoğrulmuş bir feryatla dile getiriyor. Şimdi düşünüyorum da İkbal Hicaz'a gitme imkanını bulamamış ama günümüzde Hacc'a sayıca en fazla gidenler de Pakistanlılar ki bu da çok büyük bir lütuf.
"Giden o muhteşem melodi bir daha geri döner mi, dönmez mi?
Hicaz'dan esen o tatlı rüzgâr bir daha eser mi, esmez mi?
Bu fakirin günleri artık sona erdi…
Benim gibi sırları gören bir başka şahin gelir mi, gelmez mi?"
Gelir inşallah diyelim. Pakistan halkı bizim ezeli dostumuz. Nasıl ki Cenab-ı Hak belki de İkbal'in yüzü suyu hürmetine bu halka Hicaz'da sayıcı çoğunluğu nasip etti, elbette nice şahinleri çıkar ve dünyaya sulhu, selameti, insanlığı öğretirler.
Yazarımız Ümit Savaş Taşkesen, imzalı kitabını bana takdim ederken çok manalı bir incelik yapmış ve Hicaz nüktesini kullanmış: "Güzel insan, sevgili Dost'um Prof.Dr. Oktay Sarı'ya Hicaz esintisi dileğiyle." Ben de bu nezaketinden dolayı kendisine şükranlarımı arz ederim.
Kitabın sonunda gençlere tavsiyeler yer alıyor. "Sır sensin. Formül sensin. Cevap sensin." diyor. "Nereden başlamalıyım?" sorusunun cevabı ise "Çok basit. Kendinden başla."
İlmin Deryasında Sisler, Çarklar ve Hayaletler
Ümit Savaş Taşkesen
Hece Genç Yayınları
Eylül 2026, 152 sayfa
Ankara

