SUDAN BİR KONUŞMA!

SUDAN BİR KONUŞMA!

Her canlı şeyi sudan yarattığını işaretle bizleri düşünmeye sevk eden Allah'a hamdederek başlıyorum. Muhterem yöneticiler, değerli konuşmacılar ve...

A+A-

Her canlı şeyi sudan yarattığını işaretle bizleri düşünmeye sevk eden Allah'a hamdederek başlıyorum.
Muhterem yöneticiler, değerli konuşmacılar ve misafirler!
Su gibi aziz olun!
Bendeniz, Ankara Konya arasını su yolu haline getirmiş bir kardeşinizim. Burada TYB'nin çok faal bir şubesi var. Konya kültürel faaliyetlere meraklı bir şehir. Konya bir su güzeli, bir içim su. Selçuklu mirasıyla, Mevlâna irfanıyla gürül gürül kaynayan bir su başı, berrak bir pınar. Buradan çıkan dereler, nehirler, ırmaklar, gölleri, denizleri, deryaları doldurdu. Konya'ya yılda birkaç kez yol uğratmasak, emin olun, suyu kesilmiş musluğa döneriz. Suyu gözesinden içmek için elbette Konya'ya gelmek gerek! Heres bu çeşmeden nasibi kadar alır!
Keşke su gibi akıcı, gürül gürül bir konuşma yapabilseydim. Sözlerimi size, şırıl şırıl su sesi gibi dinletebilseydim.
Taşdın yine deli gönül
Sular gibi çağlar mısın?
Aktın yine kanlı yaşım
Yollarımı bağlar mısın?
Kim sekiz asırdır Anadolu bozkırının berrak çağlayanı Bizim Yunus'un eteklerine yetişebildi? İki çift söz edebiliyorsak, bu değirmenin suyu nereden geliyor demeyin, dostlar! Mevlânalar, Yunuslar, Hacıbayramlar, Fuzuliler, Âkifler sâyesinde varız.
Dedem Korkud'u hatırdan çıkardığımı sanmayın. "Salur Kazanın evi yağmalandığı boyunu beyan eder" faslını kim bilir kaç kere okudum.

Salur Kazan yiğitleriyle ava çıkar. Onun yokluğunu öğrenen kâfirler, ordusunu (oturduğu yeri, karargâhını) basar, talan eder. Salur Kazan kötü bir rüya görür, avı bırakır ve yurduna döner. Yurdu yağmalanmıştır. Neler olup bittiğini öğrenmek ister.

"Salur Kazan'ın önüne bir su geldi. Kazan aytır: Su, Hak didarını görmüştür. Ben bu su ile haberleşeyim dedi. Görelim hanım nice haberleşdi, Kazan aydur:

Çağnam çağnam (çağıl çağıl) kayalardan çıkan su
Büyük büyük ağaç gemileri oynadan su
Hasan ile Hüseyin'in hasreti su
Bağ ve bostanın zineti su
Ayşe ile Fatma'nun nigâhı su
Şahbaz atlar içdiğü su
Ağ koyunlar gelüp çevresinde yattığı su
Ordumun haberini bilirmüsün? degil mâna
Kara başım kurban olsun suyum sana...
Bu gönülden sözler akan suları durdurmaz mı? Su nasıl bu kadar basit fakat bu kadar muhteşem kutsanabilir? Fuzulî'nin de böyle düşündüğünü sanıyorum. Fuzulî de Oğuzların Bayat boyundan, Bayındıriye veya Akkoyunlu devletinin yöneticileri gibi.
Dedem Korkud son defa onların coğrafyasında gezinir, bilindiği üzere. Keşke Mehemmet Fuzuli'nin Su kasidesini baştan sona hakkıyla okuyabilseydim. O şiirin billur bir fıskıyeden dökülen su sesini, onun mûsıkîsini hissedebildiğim kadar size de duyurabilseydim.
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su
Kim bu denli tutuşan odlara kılmaz çâre su!
(Ey gözüm, günlümdeki ateşlere gözyaşımdan su saçma, çünkü böyle tutuşmuş ateşlere, aşk ateşine, su fayda etmez, onu söndüremez.)
Dikkat ettiniz mi, büyük şairimiz suyu ne kadar yüksekten döküyor! Nasıl bir çağlayanla karşı karşıya olduğunuzu daha ilk mısrada anlamıyor musunuz? Dedem Korkud'un redifi Fuzulî eliyle kaside boyunca gönlümüze su serpiyor.
Suya versin bağban gülzârı, zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su
(Bahçıvan gül bahçesini sele versin, boşuna yorulmasın; çünkü bin gülbahçesini sulasa senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)
Ben lebin müştakıyım, zâhid kevser tâlibi,
Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su
(Ben sevgilinin dudağına, ilahî aşka susamışım; sofuların istediği ise kevserdir, dünya zevkleridir).
Su yolun ol kuydan toprağ olup tutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koymam vare su
(Sevgilinin bulunduğu yere gitmesin diye toprak olup suyun yolunu tutmalıyım. Çünkü o benim rakibimdir, oraya gitmesine fırsat veremem.)
Destbûsı arzusiyle ger ölsem dostlar
Kuze eylen toprağım sunun anınla yâre su
(Dostlarım, eğer sevgilinin elini öpmeden ölürsem, toprağımdan testi yapıp onunla sevgiliye su verin, böylece onun elini öpeyim!).
Hâk-i pâyine yetem yer ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa vurup gezer âvare su
(Su ömürler boyunca Hz. Peygamber'in ayağının toprağına erişeyim diye başını taştan taşa vurarak başıboş gezer, dolaşır). Değerli Ragıp Karcı'ya şiirin açıklanmasındaki katkılarından ötürü teşekkür borçluyum.
Fuzuliyi bildiği anlaşılan bir türkünün meçhul âşıkı şöyle söylüyor:
Sular başın vurur taştan taşları
Çağlar ya Muhammed çağırır.
Fuzulî'nin bu kasidesi bir na'at, yani Hz. Peygamber şanında bir şiir. Ancak onun gibi bir şair, Fahr-i Kâinat efendimizi su ile anar! Su redifinden âbıhayat gibi bir şiir çıkarır!
Mevlâna'nın, Yunus'un Fuzuli'nin peygamber muhabbeti yanında biz âcizlerin sevgisi çok su kaldırır.
Konuşmamızı güzelleştirmek için üstadlara hayli yüz suyu döktük.
Bugün size sudan sözler söyleyeceğim! Mamafih, suya da sabuna da dokunacağım! Kesinlikle sade suya tirit bir konuşma olmayacak bu. Su bizim kelimemiz. Âb farsın. Fakat, âbıhayat o kadar bizim ki! Ma arabın, ma-i leziz (lezzetli, içilir su) hepimizin!
Medeniyetimizden, kültürümüzden, kendimize ait olandan epey zaman uzak kaldık, suyumuz bulandırıldı, zihnimiz, kafamız karıştı. Mefahirimizin köküne kibrit suyu dökülmek istendi. Fakat su bulanmayınca durulmaz. Elbette su aka aka durulur.
Suyu döv döv yine su!
Edebiyatta su bahsine girsem, nerede duracağımı bilemem.
Mustafa Seyit'in bir gece yarısı çağlıyanı gibi akan Sütüven'ini okusam:
Bir kayadan duman duman
On yedi metre atlayan
Dağ kokusuyla yüklü su
Boşluğu fırlayınca, saç
Düştüğü yerde üç kulaç
Mavi su, ak köpüklü su...
Tanpınar'ın su-medeniyet ilişkisini en derinlerde hissetiren, hafızamızdan silinmeyen Bursa'da Zaman şiirini bir yudum su içer gibi okusam:
Bursada eski bir cami avlusu
Mermer şadırvanda şakırdayan su..
...
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm, bu tılsımlı ebediyette;
Belki de rüyası eski cedlerin
Beyaz bahçesinde su seslerinin...
Bursa'da zaman, Konya'da zaman, Erzurumda, Urfa'da, Sivas'da, Amasya'da, Diyarbekir'de, Tokat'da zaman...Medeniyetimizin bize mahsus zamanı. Bütün medeniyetler su havzalarında oluştu. Osmanlı medeniyeti Akdenizin, Karadenizin ve büyük nehirlerin medeniyeti idi. Bu önü kesilmiş medeniyetin öksüz çocuğu Ârif Nihat Asya'nın Ağıt'ı küçülmüş coğrafya tasavvurumuzu yerle bir etmiyor mu? Kulağımıza kar suyu kaçırmıyor mu?
Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?

Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum
İdil'le, Tuna'yla, Nil'le konuşurdum
"Sangaryos"u "Sakarya" yapan
"İkonyom"u "Konya" yapan
Dille konuşurdum.
Suya hasretimizi şehirlerde teskin etmek için asırlar boyu neler yapmadık ki? Tarih boyunca suya verdiğimiz değer su götürmez! Çeşmelerimiz, sebillerimiz, selsebillerimiz, suyollarımız, sarnıçlarımız, bendlerimiz, vakıflarımız bunun şahidi, Üstad Yahya Kemal de şairi:
Eski mimara nasıl rahmet okunmaz burada?
Suyu cennetten akıtmış bu güzel manzarada.
Sudan bir güzel sanat çıkardık. Ebru, neredeyse sade bize mahsus bir plastik sanat!
Böyle mühim bir toplantıda açış konuşması yapma işi neden bu fakire tevdi edildi? Bizi suya getirip susuz getirecek niceleri mevcut. Suyun başını tutanlar, eline su dökemeyeceğimiz mühim şahsiyetler var. Yaşıma hürmeten elbette, ne de olsa su küçüğün söz büyüğün!
Ben de su testisi su yolunda kırılır diye bu müşkil işi kabul ettim. Nasıl bir konuşma yapacağımı düşünürken kaç defa su içinde kaldım. Başımdan kaynar sular döküldü. Kaç kere, mazeret beyan etmeye teşebbüs ettim, sonunda "su koyverme" dedim! Fakat, huzurunuza çıktığım şu anda çifte su verilmiş çelik gibiyim! Su sıkıştırılamaz! Kürsü benim, söz benim!
Bu konuşmam, tasvip görecek mi? Hoşa gidecek mi? Yoksa suya yazı mı yazıyoruz? Emeklerimizi suya mı vereceğiz? Bu sonucu da beklemek lâzım. Suya giden ıslanır!
Lehimizde konuşan da olur, aleyhimizde de. Nitekim, su uyur düşman uyumaz.
Bu toplantıyı, Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ genel Müdürlüğü ile TYB Konya şubesi müştereken düzenledi. Karpuz kabuğunun suya düştüğü, milletin tatil havasına girdiği günlerde bu toplantı yüreğimize su serpti. Kırk dereden su getirmeyelim, bizim gibiler de kalburla su taşıdı. Ayrıca pişmiş aşa soğuk su da katmadık.
Bu toplantı, su etrafında düşünerek, konuşarak geleceğe ümit damlaları serpiyor. İnşaallah ümitlerimiz suya düşmez. Ayaklarımız suya erer. Keçemizi sudan çıkarmaya vesile olur. Elbette bu zor iş, çileli iş. Bizim işimiz suyu yatağında akıtmak. Böylece rıza-yı ilahiyi tahsil etmek.
Şol cennetin ırmakları akar Allah deyi deyi...
Ayağımız suya erdi, söz suyunu çekti. Büyüklerin güzel sözleri yanında elbette bizimki suyunun suyu.
Hatalarımız, kusurlarımız çok fazla su yüzüne çıkmadan, suyumuz ısınmadan, "sayım suyum yok!" diyerek kürsüyü terk edelim.
Su, rahmettir! Yokuşlarda susayan üstada, N.Fazıl'a bin rahmet. Ömrü boyunca ana memleketi Eğin'in sularını gönlünde hisseden Nureddin Topçu bu sene yüz yaşında! Rahmet Ona! Onunla son yıllarında, İstanbul'un ünlü sularına giderdik. Hünkâr suyuna, Karakulağa vesaire. Bu yıl onun yüzüncü yaşı dolayısıyla bir ahlak şurası toplamak niyetindeyiz.
Malûm, iki su bir ekmek yerine geçer!
Aç besmeleyle iç suyu eyle Han Ahmed'e dua!
Sultanın dua talebi olur da, fakirin olmaz mı?
Su gelir güldür güldür/Mevlâm sen bizi güldür!

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.